GECE
İBADETİ
Teheccüd, geniş mânâsıyla, uyku gibi insanın en muhtaç bulunduğu ihtiyaçlarından birini, Allah için terketme, kalkıp O'nun huzuruna koşma demektir. Böylece insan gerektiğinde Allah için en sevdiklerini fedâ edebileceğini göstermiş olur.
Teheccüd, geniş mânâsıyla, uyku gibi insanın en muhtaç bulunduğu ihtiyaçlarından birini, Allah için terketme, kalkıp O'nun huzuruna koşma demektir. Böylece insan gerektiğinde Allah için en sevdiklerini fedâ edebileceğini göstermiş olur.
Gündüzün
sıkıntılarından kurtulma, ertesi günün
getireceklerine rûhî hazırlık mânâsını da taşıyan
namaz, duâ, zikir, tesbih, kendini geleceğin mimarı
kabul edenlerin dikkat etmesi gereken bir hususdur.
Nefsin sesinin
işitilmez olduğu, onun hesabına bütün esbabın sükut
ettiği bu anlarda bir sonraki günün panoramasını
yapmak, hizmetin stratejisini düşünmekle, gecenin
feyzinden istifade yanında, en doğru, en hatasız
hizmet taktiği ilhâm edilir.
Bu saatlerde kitap
okumak, diğer vakitlerdeki zihni
yoğunlaştıramamaktan meydana gelen kayıpların aksine
oldukça verimlidir. Zira, ilâhî esintilerin baş
üstünde dolaşıp durduğu bu kutlu vakitte, az bir
gayretle pek çok şeyler yakalanabilir. Gece, nihayet
bir zuhûr demidir. Ertesi günün getirecekleri, gün
yüzünü o demde idrâk eder. İyi ve kötü adına pek çok
şeyin zuhur anı o demlerdir. Bazı kavimlerin helâk
vakti gece olduğu gibi, Mirac’ın vakti de yine
gecedir.
Ruhun, nefsin prangalarından azâde kaldığı bu kutlu anları rûh hesabına kaydetmek, Ruh Mimar'larının şiarı olmalıdır. Teheccüdün Mânâsı:
Ruhun, nefsin prangalarından azâde kaldığı bu kutlu anları rûh hesabına kaydetmek, Ruh Mimar'larının şiarı olmalıdır. Teheccüdün Mânâsı:
Teheccüd, namaz
için uykudan uyanmaya denildiği gibi gece uyuyup
uyandıktan sonra kılınan namaza da denir. Tabiîn
müfessirler'inden Mücahid, el-Esved ve Alkame'den
rivayet edildiğine göre, teheccüd kelimesi,
kılınacak namaza teheccüd isminin verilebilmesi için
uyuduktan sonra uyanmayı icab ettirmektedir. İbnü'l-Arabî
ve İbn Berzah bu fiilin, uyuma ve gece uyanıp namaz
kılmak mânâsına geldiğini söylemekle kelimenin
ezdâddan (*) olduğunu kaydederler. Tefâul babı selb
mânâsını da taşıdığından teheccüd uykuyu
terketmek mânâsına gelmektedir.
Bu durumda teheccüd
uyanmak mânâsına" gelir. Ayrıca tefâul babı tekellüf
mânâsını da ihtiva ettiğinden teheccüd meşakkatli
uyanma mânâsına gelir. Bu son görüş tercih
edilmiştir. (1)
Teheccüdün hükmüne
gelince: Cumhur'a göre Efendimiz (sav)'e farz idi.
Ümmetine ise sünnet-i müekkededir. Ancak bu mevzûda
şu ihtilaflar vâki olmuştur.
a) “Nâfileten leke”
ibaresi "diğer beş vakit namazdan gelir. Efendimize
emredilen şeyleri, ümmetinin de yapması icab eder.
Ancak burada olduğu gibi tahsis edici bir ifade
olunca ümmetine farz olmaz. İmam Nevevî ve diğer
Şafiîler, Efendimiz (sav) e fârziyetinin
neshedildiğini söylemişlerdir. İbn Ebi Hatim,
Dahhâk'tan şunu rivayet eder: Gece kıyamı ümmete de
farzdı. Ancak hem ümmetten, hem de Efendimizden bu
farziyet nesh olundu. Doğrusu da budur. (2)
b) Başlangıçta
ümmete farz olan teheccüd nesh olunca Hz. Peygamber
(s.a.v) o gece ashabının ne yapacaklarını öğrenmek
için dolaştı. Gördü ki, her evden, bir arı kovanı
gibi sesler yükselmektedir. Yediden yetmişe her ev
halkı teheccüd nesh olunduğu halde Kur'ân okuyor,
namaz kılıyor, duâ ediyor ve istiğfarda
bulunuyordu.(3)
c) Nafile, ziyade
mânâsına gelir. Bir görüşe göre Efendimiz (s.a.v)e
beş vakit farzdan ziyade olarak teheccüd de farzdı.
Doğru olan da budur. İkinci görüşe göre ise,
herhangi bir günaha keffaret olmadığı için nafile
addedilmiştir. Bu doğru değildir. Çünkü Efendimiz
(s.a.v)ın farzlar ı da günaha keffaret için değildi.
(4)
Şu neticeye
varıyoruz: İsra sûresinin 78. âyeti müfessirlerin
icmaı ile farz olan beş vakit namazı bildirmektedir.
Hemen arkasından teheccüdün zikredilmesi kimine onun
da farz olduğu hissini vermiştir. Ancak ister mensuh
bir farz, ister sünnet olsun, farzlardan hemen sonra
zikredilmesi en faziletli namaz olduğunu
göstermektedir. (5)
Mevzûyla ilgili Ayetler:
Bi'setten önceki
hayatlarını tefekkür, inziva ve ibadetle geçiren
Efendimiz (s.a.v)e vahyedilen ilk beş âyetten sonra
Allah'ın hitabı şudur: "Ey örtüsüne bürünen!
Geceleyin kalk (ibadet et), yalnız gecenin birazında
(uyu). Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz
eksilt. Veya bunu arttır ve ağır ağır (verdiği)
İlâhi mesajı düşüne düşüne "Kur'ân oku." (6)
Allah (cc) bu emrin
hemen akabinde "Doğrusu biz senin üzerine ağır bir
söz bırakacağız" (7) âyetini zikretmekle, gece
ibadetinin meşakkatlere göğüs germede en te'sirli
yol, nefsî ve rûhî terbiyede en güzel metod olduğunu
zikretmiş bulunuyor.
Nitekim sonraki
âyetlerde bu noktaya parmak basılarak: "Gerçekten
gece kalk(ıp ibadet etmek) daha oturaklı ve
(geceleyin) okumak daha te'sirlidir. Çünkü gündüz
senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır. Rabbının
adını an ve bütün gönlünle O'na yönel..."(8)
buyurulmaktadır.
Zikredilen Âyetlerin Tefsiri:
"Gecenin birazında,
gecenin yarısında, yahut bundan biraz eksilterek ya
da bunu arttırarak (kalk). Bu âyetin birçok
tefsirlerinden çıkan netice ihya edilecek miktarın
gecenin üçte biri olduğudur. (9)
Yani, gece
karanlığının bağrında, gerek kılacağın namazın
içinde gerekse dışında okuyacağın Kur'ân'ı yavaş
yavaş oku ki, daha iyi tefekkür edip sırlarını
keşfedesin. Hâzin şöyle diyor: "Allah (cc) gece
namazını zikredince hemen arkasından Kur'ân okumayı
beyan etti. Okunacak Kur'ân'ın yavaşça okunmasını
emretti ki, kalb tam bir huzura ulaşsın, âyetlerin
mânâları düşünülsün, istiğfar ayeti okunduğunda
istiğfarda bulunulsun, vaad ve vâîd yani cennet ve
cehennemle alâkalı âyetler okunduğunda havf ve reca
meydana gelsin, kıssa ve meseller okunduğunda da
ibretler alınsın; böylece kalb Allah'ın ma'rifetiyle
nurlansın...(10)
"Doğrusu biz senin
üzerine ağır bir söz bırakacağız."
Bu âyet-i kerimedeki "havl''den murad vahy, geniş manâsıyla risalet vazifesidir. Güya Allah (cc) Habibine (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Sana vahyetmeye başladığım Kur'ân, çok ehemmiyetli ve büyük bir sözdür. Bihakkın tekalifini yerine getirebilmen için sana gece ibadetini emrediyorum. Çünkü nefsini bu ehemmiyetli işe hazırlaman icabeder.
Bu âyet-i kerimedeki "havl''den murad vahy, geniş manâsıyla risalet vazifesidir. Güya Allah (cc) Habibine (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Sana vahyetmeye başladığım Kur'ân, çok ehemmiyetli ve büyük bir sözdür. Bihakkın tekalifini yerine getirebilmen için sana gece ibadetini emrediyorum. Çünkü nefsini bu ehemmiyetli işe hazırlaman icabeder.
Nefsi bu işe
hazırlamanın yolu ise geceleyin yapılacak ibadet,
istiğfar, tazarru ve tefekkürden geçer. İnsan gece
karanlığında herkes sıcak yatağında uyurken, Allah'a
ibadet etmekle meşgul olup, O'na tazarruda bulunduğu
zaman, ortada nefsin uğraşacağı dünyevî câzibeler
bulunmadığından dolayı Allah'tan gelecek esinti ve
nurlara müstaid bir durum meydana gelir ve pekçok
latifeleri inkişaf eder.(11)
Gündüzleri, bin bir
meseleyle meşgul olan insanın, rûhânî hallere
ayıracağı vakti az olur. Ama geceleri hisler kısmen
serbest kalırlar. İşte bu fırsatı ganimet bilip
Allah'a bütün his ve havassıyla teveccüh etmeli ve
"nâşietü'1-leyl" olarak ifade edilen ilahi
varidattan istifade etmelidir.
İnsan, karanlık bir
gecede karanlık bir odada, hislerinin dünya
hayatıyla irtibat kuramayacağı bir yerde Allah'a,
kalbinin sırlarını açıp, zikir, fikir ve ibadete
yöneldiğinde, rûhuna ilahî nefhalardan esintiler
gelmeye başlar, kafalarında ilahî fikirler oluşur ve
âdeta kendini ilahî bir atmosfer içinde bulur. (12)
Diğer Ayetler:
Diğer Ayetler:
Mevki ve
nüfuzlarını kaybetme, kökleriyle eşit muameleye tâbi
olma, Kâbede bulunan 360 put sayesinde elde
ettikleri ticaret gelirini ellerinden kaçırma,
sefahet içinde yüzdükleri hayatlarından mahrum
kalma, Firavunlar gibi tatbik ettikleri zülümden
alıkonma... endişe ve korkusuna kapılan Kureyş
müşrikleri, ilk müslümanları sindirmek niyetiyle her
türlü işkence ve zulüm yoluna müracaat etmişlerdi.
Akideleri uğrunda ilk müslümanların maruz kaldığı işkenceler çok ibret vericidir. Aç-susuz bırakılmak, dövülmek, kızgın kumların üstüne çıplak yatırılmak, hasırlara sarılıp yakılmak, mızraklarla delik-deşik edilmek, ma'ruz kaldıkları işkencelerden bazılarıydı. Ayrıca birçok psikolojik işkenceye de uğruyorlardı...
Durum böyle olunca Allah (cc), Efendimiz (s.a.v.)ı ve ashabını (r), bedenî ve rûhî terbiye ve kemâlata erişebilmeleri, çok meşakkatli olan neşr-i hakta sabır ve sebat gösterebilmeleri, Allah'tan sabır, nusret ve günahlarının affını (sahabiler) dilemeleri için onları teheccüd ve gece ibadetiyle mükellef kılmıştır. (13)
Akideleri uğrunda ilk müslümanların maruz kaldığı işkenceler çok ibret vericidir. Aç-susuz bırakılmak, dövülmek, kızgın kumların üstüne çıplak yatırılmak, hasırlara sarılıp yakılmak, mızraklarla delik-deşik edilmek, ma'ruz kaldıkları işkencelerden bazılarıydı. Ayrıca birçok psikolojik işkenceye de uğruyorlardı...
Durum böyle olunca Allah (cc), Efendimiz (s.a.v.)ı ve ashabını (r), bedenî ve rûhî terbiye ve kemâlata erişebilmeleri, çok meşakkatli olan neşr-i hakta sabır ve sebat gösterebilmeleri, Allah'tan sabır, nusret ve günahlarının affını (sahabiler) dilemeleri için onları teheccüd ve gece ibadetiyle mükellef kılmıştır. (13)
"(Ey Muhammed)
onların dediklerine sabret ve Rabbini tesbih et.
Güneş doğmadan ve batmadan önce, gecenin bir
kısmında ve secdelerin ardından O'nu tesbih et."
(14) "Eğer Rabbin tarafından geçmiş bir söz ve
belirtilmiş bir süre olmasaydı (bunların da öteki
milletler gibi derhal mahvedilmeleri) gerekli
olurdu. (Sen) onların dediklerine sabret, güneşin
doğmasından ve batmasından önce Rabbini tesbih et,
gece saatlerinden bir kısmında ve gündüzün
taraflarında (O'nu) tesbih etki memnun olasın." (15)
Duâlara icabet eden
Allah, nasıl ve ne zaman duâ edileceğini emrederken
şöyle ferman ediyor: "Gecenin bir kısmında sana
mahsus bir nâfile olarak namaz kılmak üzere uyan,
belki böylece Rabbin seni makam-ı mahmûdiyyete (16)
ulaştırır.
Deki: Rabbim! Beni
dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et,
çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar.
Bana katından, yardım eden bir delil ver. (17)
Efendimiz (s.a.v)ın bazı sıfatlarını ve kendisine verilen nimetleri anlatma sadedinde Allah (cc) şöyle buyuruyor;
"(Önce) en yakın akrabanı uyar. Ve müminlerden sana uyanlara kanadını indir (onlara karşı mütevazı ve şefkatli ol) Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım" de. Galip ve esirgeyen (Allah'a) tevekkül et. O (Allah) ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). Çünkü O işitendir, bilendir. (18)
Efendimiz (s.a.v)ın bazı sıfatlarını ve kendisine verilen nimetleri anlatma sadedinde Allah (cc) şöyle buyuruyor;
"(Önce) en yakın akrabanı uyar. Ve müminlerden sana uyanlara kanadını indir (onlara karşı mütevazı ve şefkatli ol) Şayet sana (uymaz) karşı gelirlerse "Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım" de. Galip ve esirgeyen (Allah'a) tevekkül et. O (Allah) ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). Çünkü O işitendir, bilendir. (18)
Bu âyete şöyle bir
mânâ da verilmiştir: "O Allah ki, teheccüd için
kalktığın ve ahiretleri için geceleri neler
yaptıklarını öğrenmek ve teftiş etmek gayesiyle
teheccüd kılan ashabın arasında dolaştığın zaman,
seni görüyor. (19)
İnsan suresindeki âyet ise meâlen şöyledir:
İnsan suresindeki âyet ise meâlen şöyledir:
"Muhakkak biziz,
biz ki, Sana Kur'ân-ı parça parça indiren muhakkak
ki biziz. O halde Rabbinin hükmüne sabret ve
onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.
Sabah akşam Rabbinin adını an, Gecenin bir bölümünde
O'na secde et (akşam ve yatsı namazlarını kıl) ve
gecenin uzun bir bölümünde O'nu tesbih et (teheccüd
namazı kıl, geceyi ihya et). Bunlar, şu çabuk (geçen
dünya)yı seviyorlar da önlerindeki ağır bir günü
bırakıyorlar. (20)
Diğer taraftan, gece uykusundan mahrum kalıp, gündüz ticaretlerini ve dünyaya ait işlerini yürütemeyip rızıklarında darlığa düşme korkusunu taşıyanlara ders vermek için Efendimiz (s.a.v.)ın şahsında Rezzâk-ı kûllî şey şöyle buyuruyor:
Diğer taraftan, gece uykusundan mahrum kalıp, gündüz ticaretlerini ve dünyaya ait işlerini yürütemeyip rızıklarında darlığa düşme korkusunu taşıyanlara ders vermek için Efendimiz (s.a.v.)ın şahsında Rezzâk-ı kûllî şey şöyle buyuruyor:
'... Gece
saatlerinden bir kısmında ve günün her iki tarafında
da (O'nu) tesbih et ki memnun olasın. Onlardan bazı
zümrelere, kendilerini denemek için verdiğimiz dünya
hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı
daha hayırlı ve daha süreklidir. Ailene namazı
emret, kendin de onun güçlüklerine dayan. Biz senden
rızık istemiyoruz. Seni biz besliyoruz. Netice takvâ
(sahipleri)nindir." (21)
Yüce dine gönül
verenlerin, neşr-i haktan arta kalan vakitlerinin
kısmı-ı ekserisini, rızıklarına değil namaz, duâ ve
tazarrua ayırmaları icab ettiğini bu âyetten açıkça
anlıyoruz.
Gecenin İhyası:
Gecenin İhyası:
Kur'ân-ı Kerim yer
yer müminlerin sıfatlarını da zikretmiştir. Furkan
sûresinde mü'minlerin en belirgin vasıfları
sayılırken, gece ibadetine de dikkat çekilerek şöyle
buyurulmaktadır.
"Rahmânın kulları
ki yeryüzünde mütevazi olarak yürürler, cahiller
kendilerine laf atarsa "selâm" derler. Onlar ki,
gecelerini Rablerine secde ederek (O'nun huzurunda)
ayakta durarak geçirirler. Onlar ki, "Rabbimiz!
Cehennem azabını bizden öteye çevirir, doğrusu onun
azabı sürekli bir azaptır" derler. Orası ne kötü bir
karargâh ve ne kötü bir makamdır. Ve onlar ki,
harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik
ederler.(Harcamaları) bu ikisinin arasında dengeli
olur.
Ve onlar ki, Allah
ile beraber başka ilaha yalvarmazlar. Allah'ın haram
ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina
etmezler. Kim bunları, yaparsa günahının cezasını)
bulur. (22)
Adili Mutlak başka
bir yerde, gece ibadeti yapan şahıs ile, bolluk
zamanında Rabbini unutan gafil kişiyi kıyas ederek,
onları şu şekilde tavsif eder.
"İnsana bir zarar dokundu mu hemen içtenlikle Rabbine yönelerek O'na duâ eder. Sonra (Allah) ona kendisinden bir nimet verdi mi, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur da O'nun yolunda saptırmak için Allah'a eşler koşmağa başlar.
"İnsana bir zarar dokundu mu hemen içtenlikle Rabbine yönelerek O'na duâ eder. Sonra (Allah) ona kendisinden bir nimet verdi mi, önceden O'na yalvarmakta olduğunu unutur da O'nun yolunda saptırmak için Allah'a eşler koşmağa başlar.
De ki "Küfründe
azıcık yaşa, sen ateş halkındansın". Yoksa o (inkâr
eden), gece saatlerinde secde ederek, ayakta durarak
ibadet eden, ahiretten korkan ve Rabbinin rahmetini
uman gibi midir? Doğrusu ancak aklıselim sahipleri
öğüt ahr.(23)
Görüldüğü gibi gece
kâim olan kişi, âlim ve akl-î selim sahibi olarak
tavsif edilirken, Rabbini unutan gâfil de cahil
olarak zikredilmiştir.
Secde sûresinde ise
şu ifadeler yer almaktadır: "Bizim âyetlerimize o
kimseler inanırlar ki, onlar, kendilerine
hatırlatıldığı zaman derhal secdeye kapanırlar.
Rablerini överek tesbih ederler, büyüklük
taslamazlar.
Yanları yataklardan
uzaklaşır (gece ibadet-ü taat için döşekleri
terkederler). Korkarak ve umarak Rablerine duâ
ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır
için) harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar
için ne gözler aydınlatıcı (nimetlerin) saklandığını
hiç kimse bilmez.
Hiç inanan kimse,
fasık (imandan çıkan) gibi olur mu? Bunlar elbette
bir olmazlar. (24)
Burada da gece kaim olanın derecâtı, fasığın ise sukûtu zikredilmiştir. Cennet Ehlinin Sıfatı Olarak Gece Kıyamı:
Burada da gece kaim olanın derecâtı, fasığın ise sukûtu zikredilmiştir. Cennet Ehlinin Sıfatı Olarak Gece Kıyamı:
Rahim-i Mutlak,
kişiyi cennete ehil kılan bazı sıfatları şu şekilde
zikretmektedir: "(Allah'ın azabından) korkanlar,
Rablerinin kendilerine verdiğini alarak, cennette,
çeşme başlarındadırlar. Çünkü onlar pek az
uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi. Mallarında
dilenci ve yoksul için bir hak vardı." (25)
Son olarak Ehl-i Kitaptan müslüman olanlar hakkında nail olduğu rivayet edilen(26) şu âyeti zikredelim: "..Ehl-i Kitap arasında, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır. Onlar Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten menederler. İşte onlar iyilerdendir. (27)
NETİCE
Son olarak Ehl-i Kitaptan müslüman olanlar hakkında nail olduğu rivayet edilen(26) şu âyeti zikredelim: "..Ehl-i Kitap arasında, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır. Onlar Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten menederler. İşte onlar iyilerdendir. (27)
NETİCE
Gerek Kur'ân-ı
Kerim ve gerekse Hadis-i şeriflerde üzerinde önemle
durulan ve teşvik edilen gece ibadeti aynı zamanda
bir rûh safvetinin de ifadesidir. Âyetten
anlaşılacağı gibi, Vahy-i semavîye açılacak olan bir
kalbin hazırlanması, tasaffi etmesi âdeta bununla
temin ediliyor. Alemin gece zulmetiyle karardığı bir
zamanda rûhların Kur'an nuruyla tenevvür etmesi,
feyz-i akdesten gelen ilahî esintilere sinelerin
açık tutulması ve umumiyetle herkesin hissiyatının
durulduğu ve letâifin tatil edildiği o feyizli ve
bereketli gece saatlerinde, dostun dost ile halvette
kalarak, yalnız O'ndan istemesi, yalnız O'na
istiğfar etmesi ve yalnız O'na kul olduğunu ilan
etmesi elbette büyük bir fırsattır. Bunun fevt
edilmesi ise telafisi imkânsız olan bir zarardır.
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra uyanık kalmayı bile bir fazilet saymış ehl-i irfan. Her gece kullarını yoklayan, kimin uyanık, kimin gaflette olduğunu temaşa eden Rabbın rahmeti, bereketi, ihsanı, afvı, atası, hadis-i kudsînın ifadesiyle uyanık olanlara va'd edilmişdir. Hatta her gece kalbine nüzûl edecek olan misafirin geliş saatleridir o zamanlar. Nitekim Erzurumlu İbrahim Hakkı ne güzel söylemiş:
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra uyanık kalmayı bile bir fazilet saymış ehl-i irfan. Her gece kullarını yoklayan, kimin uyanık, kimin gaflette olduğunu temaşa eden Rabbın rahmeti, bereketi, ihsanı, afvı, atası, hadis-i kudsînın ifadesiyle uyanık olanlara va'd edilmişdir. Hatta her gece kalbine nüzûl edecek olan misafirin geliş saatleridir o zamanlar. Nitekim Erzurumlu İbrahim Hakkı ne güzel söylemiş:
Dil beyt-i hudâdır anı pâk eyle sivâdan
Kasrına nüzul eyler o Sultân gecelerde!
Kasrına nüzul eyler o Sultân gecelerde!
Bütün geceyi
gafletle geçirmenin yanında dünyanın hayata yeniden
gözlerini açtığı ve kalkınması farz olan sabah
namazının vaktini dahi gaflet ve husran uykusunda
geçirmek, ne kadar azim bir günah olduğunu her akl-i
selim anlamalıdır.
Nitekim bizden
önceki kavimlerin birçoğunun helâki, gece gaflet
içinde uyurlarken veya sabaha karşı vuku bulmuştur
(28)Prof. Dr. Abdulhakim YÜCE
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Alakalı yorumlar faydalıdır.