28 Eylül 2013 Cumartesi

Kulluk ve İmtihan,

KUL HAKKI VE SERVETLE ÖVÜNMEK

Kehf suresinde ilginç bir kıssa anlatılır. Biri normal seviyede varlıklı, paylaşan ve haddini bilen mümin; diğeri de zengin, varlıklı fakat inançsız, bencil ve cimri, kıskanç, kibirli bir adamdır ki, malıyla övünür kimseye de bir şey vermez. Bu ikinci kişi, malının ve servetinin sürekli artacağını, hep elinde kalacağını sanır ve onunla böbürlenip başkalarını hakir görür… Hiç beklemediği bir şekilde de malı mülkü bir gün elinden gidiverir. İşte bu tür kimselere yüce Allah, bu hikâye yoluyla ders verir. Hikâye bizim anlattığımız konuyla yakından ilgili olduğu için mealen naklediyoruz:

“Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk. Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: “Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm.”
Derken kendine zulmederek (bu şekilde düşünüp kibirlenerek) bağına girdi. Şöyle dedi: “Bunun sonsuza dek yok olacağını sanmıyorum. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile Andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum…”
Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan (sperm) yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun? Fakat O Allah benim rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğinde “Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır” deseydin ya! Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir. Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile.”
Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini ovuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım…”
Onun, Allah'tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi. İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah'a mahsustur. O'nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.” (Kehf, 18/32-44)

Evet, işte böylece malına mülküne güvenip kibirlenmenin cezasını çekmişti. Zengindi ama her şeyini bir anda kaybetmesine gökyüzünde parlayan bir yıldırımın kıvılcımı yetmiş her şeyi harap olup gitmişti. Kuranı Kerim yine aynı surenin ayetlerinin devamında der ki:

“Onlara dünya hayatının örneğini ver: (Dünya hayatı), gökten indirdiğimiz yağmur gibidir ki, onun sebebiyle yeryüzünün bitkileri boy verip birbirine karışırlar. Fakat bütün bu canlılık sonunda rüzgârın savurduğu kuru bir çer çöpe döner. Allah, her şey üzerinde kudret sahibidir. Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak sâlih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır.”(Kehf, 18/45-46)

Bu nedenle Allah’ın bize verdiklerinden başkalarına ve özellikle de muhtaç olanlara vermek, malın ebedileşmesini sağlar. Aksi halde dünyevileşir ve ahirette bir faydası olmaz. Dünyalık olan her şey ise er geç fani olur, ölür yok olur gider.

Şimdi görüyoruz ki, bir kısım kimseler, azami elli bin liraya mal ettikleri konutları, gökdelenler ve daha konforlu saydıkları “rezidanslar” adı altında pazarlayıp en az on, yirmi veya 50 katına kadar fahiş fiyatlarla satıyorlar. Beş yüz bin, bir milyon hatta iki milyona kadar satıyorlar. Belki de daha fazladır da vergi vermemek için düşük gösteriyorlardır, onu da Allah bilir.

Vergi kaçırmak kul hakkının dik alasıdır. Hem de insan, hayvan, bitki yaşayan bütün canlı nüfusun hakkı ve gelecek nesillerin hakkıdır. Oysa akıl ve mantık onu gerektirir ki, elli bine mal ettiğin bir daireyi veya iş yerini iki, üç veya azami beş katına satabilirsin. Gerisi kul hakkıdır! Fakirin fukaranın gökdelenlerin dibine gelip de yukarılara üzüntü ve kederle bakması, arşa ulaşan mahzun bir bakıştır ki, sahibi bu dünyada cezasını görmezse mutlaka öbür dünyada bu kul hakkının bedelini öder, bunun hesabını verir. Bunu söylemekle servet düşmanlığı yaptığımız filan sanılmasın, kendileri için yukarıdaki hikâyede olduğu gibi sadece hayırlı bir uyarı yapıyoruz o kadar. Dileyen ders ve ibret alır dileyen de dudak büker geçer.

Dünyada bazı günahlara, kul hakkı da dâhil, peşin verilen bazı cezalar vardır. Ancak bu, sadece iman bakımından hassasiyeti olan Müslümanlara mahsustur. Onların da bazı günahları bizzat karşılığını vermeden bu yolla ödenmez. Bunu da bilmek lazım…

Ebu Hüreyre (r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasülullah (s.a.v), şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait haksız alınmış bir hak varsa, o haksızlıktan dolayı hak sahi¬biyle helalleşsin. Muhakkak olan şu ki, kıyamette hiçbir dinar ve hiçbir gümüş (para-pul) yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınma¬dan evvel, dünyada onunla helalleşsin. Âhirette zalimin o hakkı karşılayacak sevapları bulunmazsa, kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhari, Rikak, 48)
Bu konuda daha birçok hadisi şerif ve ayet-i kerime vardır ancak konumuz gereği birer ikişer örnek verip konuyu kısa kesme zorunda kaldık.

Kul hakkının, gıybet ve iftira gibi hususların cezası da yine hak sahipleri ile görüşülüp helalleştikten sonra mümkün olabilir. Aksi halde başına gelen felaketleri çekse bile, kul hakkından kurtulamaz.
Eğer ki, gıybet ettiği şahsa yaklaşmak veya bulmak mümkün değilse, o zaman hayatı boyunca; “Allah’ım! Gıybetini yaptığım filan kişiyi ve beni bağışla” diye ona dua etmelidir.

Kul hakkı, bizzat hakkı olan kimseye hakkını vermekle veya helal ettirmekle ödenebilir. Aksi halde Allah ve Resulü ona kefil değildir.

Cenab-ı Hak, bizleri Kurana uymaya ve onda anlatılanlardan ders almaya muvaffak eylesin. Vakit çok geç olmadan aklımızı başımıza alıp toparlanmayı nasip eylesin.

Dr. Arif ARSLAN
Kulluk ve İmtihan, 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Alakalı yorumlar faydalıdır.

Öne Çıkan Yayın

Esmaul husnadan anladiklarimiz

Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin...