NEFSİ BİLMEK
Biz Bir Ayn’dan türemiş çokuz — O Aziz ve
Sübhan’dır. O Ayn bizimle
bizi varlığa getirmesiyle ilişkilidir ve biz O’na varlıkla ilişkiliyiz.
“Nefsini bilen
Rabbini bilmiştir,” çünkü yaratılış açısından en iyi bilen o yaratık, Allah
açısından da en iyi bilendir.
Şarî demiştir ki: “Nefsini
bilen Rabbini bilir.” Nefsin bilgisinden sonra edinilen bu Allah bilgisi,
kişinin Allah bilgisine erişilemeyeceğinin bilgisi olabilir. Kişi,
bilinemeyecek Birisi’nin olduğu bilgisine erişir. İşaretin olmaması bir
işarettir, çünkü O’nun yarattıklarından (halkından) ayrılığı, sıfatların selbi (değillenmesi) iledir, isbatı ile değil.
O’na ilişkin
bilgi (O’nun bilgisi), O’nun tanrı olduğu gerçeğine ilişkin bilgidir, böylece
kulları O’nun Düzeyi’ne layık olanı bilirler. Kullar, bunu o mertebede duran,
ondan tezahür eden bir sıfatı yaparlar. Böylece onların bu Mertebe’nin talebine
ilişkin bilgileri bu Mertebe’nin Maliki’ne ilişkin bilgileridir, çünkü O, onu
tavsif etmeye uygun olanla tavsif edilir. Fakat gerçekte bilinir ki, bu O’nun
Mertebesi’nin bilgisidir, O’na ilişkin, O’na dair bir bilgi değildir.
“Nefsini bilen,”
aynının ebeden kendi imkanında kalacağı gerçeğini bilen, “Rabbini bilir,” O’nun
Varolan Varlık (el-Mevcud) olduğu gerçeğini bilir.
Varlıkta tezahür eden değişimlerin mümkün şeyin istidadının özellikleri
olduğunu “bilen,” bunları tezahür ettirenin sadece “Rabbi” olduğunu “bilir.”
Kul Rabbine hamdettiğinde, ya tenzihî
isimlerle ya da fiillerin isimleriyle hamdeder. Bizim, keşfin açılmasına ilişkin bilgimiz hamde, önce tenzihî isimlerle başladığımızdır. Fakat aklî
düşünce açısından, fiillerin nesnelerine şahid
olmaktan kaçınamadığımız için fiillerin isimleriyle hamde
başlarız. Şahid olduğum ilk fiil nesnesi, bana en
yakın olandır — yani kendim. Böylece ben O’nu Fiillerinin isimleriyle benden
bana hamdederim. Kendi ötemde, kendimden başka olana
ne zaman geçmek istesem, bu arayış sırasında kendi
içimde hadis (zamanla kayıtlı, zamandan doğmuş) bir şeyin farkına varırım ki, o
yeni şey onun için Allah’ı hamdetmemi talep eder.
Durmadan ve sonsuza kadar, bu dünyada ve sonrasında hep böyle kalırım. Ve başka
türlü de olamaz. Düşünün, kendimde kendimden başka yaratıklara tanık olarak
Allah’a hamdetmem gereken ne kadar çok hamd menzili var benim için, bana kalan! Bu makam, Resul’ün
şu sözlerini talep eder: “Ben Senin huzurunda Senin hamdlerini
saymam — Sen, Seni nasıl hamdediyorsan öylesin.” Aynı
şekilde Ebubekir şöyle demiştir: “İdrak edemeyişin
kendisi idraktır.”
Kendimle ve
yaratıklarla olanı bitirdikten sonra O’nu, O’nun tenzihî isimleriyle hamde başlayacağım. Fakat kendimle olanı bitirmem
imkansızdır. Aynı biçimde, kayıtlı (kevnî) şeylerin şuhuduna ermem ve kayıtlı şeylerle olanı tamamlamam
imkansızdır. Tenzihî isimlere ermem de böylece imkansızdır.
Kendine kör olan –ki kendine en yakındır– diğerleri ile ilişkisinde de
kördür ve hatta yoldan daha da sapmıştır. Allah der ki: “Bu dünyada kör
olan...” –dünya bize ahiretten daha yakındır– “ahirette de kör olacaktır ve hatta daha da sapmıştır.”
(17:72). Allah bilgisinin varlığının aslı, nefs
bilgisidir. M.Arabi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Alakalı yorumlar faydalıdır.