24 Mayıs 2014 Cumartesi

NEFSİ BİLMEK

NEFSİ BİLMEK
Biz Bir Ayn’dan türemiş çokuz — O Aziz ve Sübhan’dır. O Ayn bizimle bizi varlığa getirmesiyle ilişkilidir ve biz O’na varlıkla ilişkiliyiz.
“Nefsini bilen Rabbini bilmiştir,” çünkü yaratılış açısından en iyi bilen o yaratık, Allah açısından da en iyi bilendir.
Şarî demiştir ki: “Nefsini bilen Rabbini bilir.” Nefsin bilgisinden sonra edinilen bu Allah bilgisi, kişinin Allah bilgisine erişilemeyeceğinin bilgisi olabilir. Kişi, bilinemeyecek Birisi’nin olduğu bilgisine erişir. İşaretin olmaması bir işarettir, çünkü O’nun yarattıklarından (halkından) ayrılığı, sıfatların selbi (değillenmesi) iledir, isbatı ile değil.
O’na ilişkin bilgi (O’nun bilgisi), O’nun tanrı olduğu gerçeğine ilişkin bilgidir, böylece kulları O’nun Düzeyi’ne layık olanı bilirler. Kullar, bunu o mertebede duran, ondan tezahür eden bir sıfatı yaparlar. Böylece onların bu Mertebe’nin talebine ilişkin bilgileri bu Mertebe’nin Maliki’ne ilişkin bilgileridir, çünkü O, onu tavsif etmeye uygun olanla tavsif edilir. Fakat gerçekte bilinir ki, bu O’nun Mertebesi’nin bilgisidir, O’na ilişkin, O’na dair bir bilgi değildir.
“Nefsini bilen,” aynının ebeden kendi imkanında kalacağı gerçeğini bilen, “Rabbini bilir,” O’nun Varolan Varlık (el-Mevcud) olduğu gerçeğini bilir. Varlıkta tezahür eden değişimlerin mümkün şeyin istidadının özellikleri olduğunu “bilen,” bunları tezahür ettirenin sadece “Rabbi” olduğunu “bilir.”
Kul Rabbine hamdettiğinde, ya tenzihî isimlerle ya da fiillerin isimleriyle hamdeder. Bizim, keşfin açılmasına ilişkin bilgimiz hamde, önce tenzihî isimlerle başladığımızdır. Fakat aklî düşünce açısından, fiillerin nesnelerine şahid olmaktan kaçınamadığımız için fiillerin isimleriyle hamde başlarız. Şahid olduğum ilk fiil nesnesi, bana en yakın olandır — yani kendim. Böylece ben O’nu Fiillerinin isimleriyle benden bana hamdederim. Kendi ötemde, kendimden başka olana ne zaman geçmek istesem, bu arayış sırasında kendi içimde hadis (zamanla kayıtlı, zamandan doğmuş) bir şeyin farkına varırım ki, o yeni şey onun için Allah’ı hamdetmemi talep eder. Durmadan ve sonsuza kadar, bu dünyada ve sonrasında hep böyle kalırım. Ve başka türlü de olamaz. Düşünün, kendimde kendimden başka yaratıklara tanık olarak Allah’a hamdetmem gereken ne kadar çok hamd menzili var benim için, bana kalan! Bu makam, Resul’ün şu sözlerini talep eder: “Ben Senin huzurunda Senin hamdlerini saymam — Sen, Seni nasıl hamdediyorsan öylesin.” Aynı şekilde Ebubekir şöyle demiştir: “İdrak edemeyişin kendisi idraktır.”
Kendimle ve yaratıklarla olanı bitirdikten sonra O’nu, O’nun tenzihî isimleriyle hamde başlayacağım. Fakat kendimle olanı bitirmem imkansızdır. Aynı biçimde, kayıtlı (kevnî) şeylerin şuhuduna ermem ve kayıtlı şeylerle olanı tamamlamam imkansızdır. Tenzihî isimlere ermem de böylece imkansızdır.
Kendine kör olan –ki kendine en yakındır– diğerleri ile ilişkisinde de kördür ve hatta yoldan daha da sapmıştır. Allah der ki: “Bu dünyada kör olan...” –dünya bize ahiretten daha yakındır– “ahirette de kör olacaktır ve hatta daha da sapmıştır.” (17:72). Allah bilgisinin varlığının aslı, nefs bilgisidir.

M.Arabi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Alakalı yorumlar faydalıdır.

Öne Çıkan Yayın

Esmaul husnadan anladiklarimiz

Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin...