Acı
bir gün, hüzünlü bir gün; yaslı bir ün: Yası, acısı, hüznü bitmeyen bir
gün. Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği gün. Hazreti
Muhammed’in ağladığı, Hazreti Fatıma’nın kara bağladığı ve bunları
sevenlerin bunlara hak diyenlerin bin dört yüz yıldır gözlerinde
yaşların sel olup aktığı kara gün on Muharrem.
Hakla
batılın mümin ile kafirin inananla inanmayanların arasına çekilmiş
kanla çizilmiş kalın bir çizgi. Çünkü bu çizginin bir tarafında Ebu
cehil bir tarafında bir tarafta Muhammed Mustafa bir tarafta Hinde bir
tarafta Fatimatül Zehra. Bir tarafından Muaviye bir tarafından Şahı
Merdan Ali. Bir tarafından Yezit bir tarafından mazlumlar şahı imam
Hüseyin. Seç seçebildiğin yeri rey senindir. İşte bin 400 yıldır
bitmeyen acı budur. Dünyaya şefaat kani olarak gönderilen son nebi, ahır
zaman peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa’nın aile efradına yapılan
mezalim ve güya ona inanan onun dinini kabul etmiş görünen içi kafir
dışı Müslüman olanların ümmete verdikleri acı. Halbuki Allah’ı tealanın
dahi Kevser Suresi’nde buyurduğu Ya Muhammed biz sana Kevser’i verdik
senin soyun onunla devam edecektir. Sen kalk kurban kes asil epter
olanlar (soyu kesik) olanlar seni kınayanlardır diyerek Muhammed’i
teselli ettiği ve gene Kuran’da (Azap Suresi 56 ayetinde) Allah’ı ve
peygamberi incitenlere Allaha şirk koşanlara Allah lanet etmiştir.
Buyurduğu bilindiği halde bu acı olaylar olmuş bu acı her inananın her
gerçek Müslüman’ın kalbinde üstü kapanmayan bir yara olarak günümüze
kadar gelmiştir. Günümüzde de gerçek inananlar tarafından bu acı olay
orucuyla, yasıyla, matemiyle, ibadetiyle gözyaşları ile yad
edilmektedir.
Muhterem
canlar bu acıyı bu matemi bu yası sürdürmekten ziyade mühim olan bu
vakadan ders almak, ders çıkarmaktır. Ona göre kendine bir hedef seçmek,
bir yön tayin etmektir. Bugün dahi günümüz dünyasında genel o
civarlarında o kanlı topraklarda kan akıyor, barut kokuyor, insanlar
boğazlanıyor, kadınların iffeti ırzı payımal oluyor. Çocuklar yetim,
annesiz, babasız kalıyor. Bu nedir? Bu iş rastlantı mıdır yoksa bir
kader midir bilemiyorum. 61 Hicri’de İmam Hüseyin kendiliğinden
Kerbela’ya gitmedi. Zulümden inleyen halkın ısrarı üzerine hareket etti
ve sonunda gel bizi Yezid’in zulmünden kurtar diye kendisinin mektup
gönderenlerin düzenlediği ordu tarafından acımasızca şehit edildi.
Kerbela olayı tarihi bir vesikadır. Hazreti Hüseyin’in Medine’den çıkıp
Mekke Kerbela oradan sonra esir düşen aile efradının oradan Şam’a
götürülüş Şamdan Medine’ye gelene kadar yapılan yolculuğu her adımı, her
dakikası acılarla, ihanetlerle örülmüştür. Hazreti Hüseyin bir
yaşındaki oğlunu da verdikten sonra atına binip meydana geldi. Karşı
tarafta bir şeyler söyledi. Onlar kabul etmeyince, onların gönderdikleri
mektubu yaktıktan sonra elini kaldırdı ve şu bedduayı yaptı; “Ey kavmi
bir vefa. Siz hiçbir zaman payidar olamazsınız” dedi. Acaba o mübarek
zatın bedduası mıdır o yörede devamlı kan var, hüzün var, gözyaşı var.
Bilemiyorum.
Kısa kısa Kerbela’da ne acılar yaşandı.
1-Hüseyin ile Kerbela’ya gelen İmam Hasan’ın oğlu Kasım da vardı. Kasım her gün amcasının huzuruna çıkar savaşa çıkmak ister.
Amcası
izin vermez. Gene böyle bir anda amcasının yanından çadırına döner ve
birden babasının kendisine verdiği ve daima kolunda olduğu pazıbent
gelir. Ve pazıbendi açar okur ve bakar ki İmam Hasan orda yazmış ki;
“Oğlum Kasım eğe başınıza bir bela musallat olursa sakın sen amcandan
sonraya kalmayasın” Kasım bunu okur ve tekrar koşa koşa amcasına gider.
Pazıbendi verir ve amca; “babamın vasiyetidir der hemen meydana çıkarım
der. İmam, yeğenini oturtur babanın bana da vasiyeti var. Baban dedi ki
kızım Fatima’yı oğluna veresin. Şimdi ben sizi evlendireyim der ve
hazırlıklar yapılır.
Su
olmadığı için kan ile kına ıslatılır. İki gencin ellerine sürülür ve
gerdeğe verilir. Kasım döner Fatıma’ya der ki “Ya Fatıma bu kanlar
içinde biz murat alamayız. Bizim muradımız ahirete kalsın der ve kalkar
meydana gider, şehit olur.
2-
Hazreti Hüseyin 15 yaşındaki oğlu su diye tutuşur. Hazreti Hüseyin
belki insafa gelirler diye kucağa alır ve çocuğu yukarı kaldırır. “Bu
kendisinden şefaat beklediğiniz Muhammed’in torunudur. Bari buna bir tas
su verin” der. Karşı taraftan atılan bir ok Ali EFter’in boğazının bir
tarafından girip öbür tarafından çıkar. Çocuğun kanı Hüseyin’in kucağına
akar ve şehit olur.
3-
Susuzluk son safhaya gelmiş herkesin ciğerinin yandığı anda İmam
Hüseyin’in kardeşi Abbas çadıra gelir. Kırbaları alır atına biner kafir
ordusunu yararak Fırat’a kavuşur. Kırbaları doldurur. Hücum eden düşman
ordusu Abbas’ın etrafını sarar. Abbas’ın iki kolunu düşürürler. Abbas
tuluğu ağızına alır çadıra kavuşturmak için. Bu defa da tuluğu oklayıp
suyu boşaltırlar. Bunlara benzer yüzlerce zulüm Kerbela’yı Kerbela
yaptı. Yalnız Hazreti Hüseyin’in şehadeti değil onun içinde sıralanmış
acı olaylar Kerbela kitabının ayrı ayrı sayfalarında yer aldığı için
Kerbela ölümsüzleşti. Kerbela Kerbela oldu. Mümin ile münafık
birbirinden ayrıldı. Bu gerçek ve sağalmaz yara yüreklerimize kazındı.
Hazreti Muhammed Mustafa’nın şefaatları, Şahı Merdan AliyülMurteza’nın
himmetleri Fatıma anamızın duaları sizinle olsun.
Ulu
Mevlam kalbinizden gönlünüzden Hasan Hüseyin sevgisini, Ehli Beyt
muhabbetini eksik etmesin. Oruç, lokma ve niyazlarınızı dergahi izzetine
yazsın. Gözyaşlarımla hepimizi ama hepimizi selamlıyorum.
Küllü Erd Kerbela (Bütün Toprak Kerbela)
Küllü Yevm Aşura (Bütün Günler Aşura)
31.10.2014
Seyit Hüseyin Erdoğan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Alakalı yorumlar faydalıdır.