14 Ekim 2013 Pazartesi

HAYAT, PENCEREDEN NASIL BAKTIĞINIZA GÖRE ŞEKİLLENİR


İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için, her öğleden sonra 1 saatliğine oturmasına izin veriliyordu. Bu hastanın yatağı odada bulunan tek pencerenin yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı. Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eşlerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri birbirlerine anlatırlardı .
Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu.
Diğer hasta, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı. Pencere kenarındaki hasta, pencerenin, içinde çok güzel bir göl olan, yemyeşil bir parka baktığını söylüyordu.
Gölde, ördekler ve kuğular yüzerken, çocuklar model botlarını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar, gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu.
Pencere kenarındaki adam, bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam, pencere kenarındaki adamın anlatımıyla, bando seslerini duyamasa bile şenlik alayını hayalinde canlandırabiliyordu.
Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire, pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniyle karşılaştı. Pencere kenarındaki hasta, uykusunda, huzur içinde ölmüştü. Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı.
Diğer hasta, uygun zaman geçtiğine kanaat getirir getirmez, pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi. Hastanın rahat olduğundan emin olduktan sonra onu yalnız bıraktı.
Adam, yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yaşayabilecekti. Güç bela doğruldu. Dışarıya baktı, dışarısı yoktu. Pencere, boş bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının, pencerenin dışında görünen harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu.
Hemşire, ölen adamın kör olduğunu ve pencerenin önündeki duvarı göremediğini söyledi. "Sanırım seni cesaretlendirmek istedi" dedi.
Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir. Kendi durumunuz ne olursa olsun, paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise iki kat artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi kendinizin sayın.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Alakalı yorumlar faydalıdır.

Öne Çıkan Yayın

Esmaul husnadan anladiklarimiz

Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin...