| İman Kardeşliği ve Yardımlaşma |
|
|
|
|
İman inananlar arasında bir uhuvvet ve yakınlık meydana getirir. Tevhide inananlar bilirler ki, Rabbimiz birdir, hâlıkımız birdir, râzıkımız birdir tâ bine kadar bir bir… Hem dinimiz bir, peygamberimiz bir, kıblemiz bir yüze kadar bir bir… Hem memleketimiz bir, milletimiz bir, köyümüz bir ona kadar bir bir… Bediüzzaman’ın dediği gibi “Bu kadar bir birler tevhid ve vahdeti, birlik ve beraberliği gerektirir. Bu birliği temin eden iman ve islamiyettir. Peygamberimiz (asv) “Mü’minler bir cesedin azaları gibidirler. Cesedin bir azası hastalanır veya ızdırap çekerse bütün beden bundan etkilenir. Başı ağrırsa bütün beden bu acıya ortak olduğu gibi, gözü ağrırsa yine bütün beden bu acıya ortak olur” buyurmuşlardır. Mü’minler musibet ve sıkıntılarda birbirlerine yardımcı olmaya çalışmaları gerektiği gibi, ma’siyetten ve günahlardan birbirlerini kurtarmak, hayra ve iyiliğe teşvik etmek için de birbirlerine yardımcı olmaları gerekir. Peygamberimiz (asv) “Kardeşlerin misali birbirine yardım ederek yıkanan eller gibidir. Nasıl ki eller birbirlerini yıkayarak temizlenirlerse bir ve beraber olan arkadaşlar ve kardeşler de biri-birini kötülüklerden koruyarak yardımcı olmalılar” buyurmuşlardır. Bu da iman kardeşini onun haberi olmadığı halde arkasından müdafaa ederek, ona dua ederek ve karşılaştığı zaman da güler yüz ve tatlı dille karşılayarak yapmalıdır. Peygamberimiz (asv) “Kim kardeşine yardım ederse Allah da ona yardım eder. Kim kardeşini bi-zahri’l-gayb, yani arkasından müdafaa eder ve yardım ederse Allah da ona dünyada ve ahirette yardım eder” buyurmuşlardır. Bu nedenle mü’min kardeşinin daima iyiliğini istemeli, yanlışa ve kötülüğe bulaşmasına engel olmaya çalışmalıdır. Peygamberimizin (asv) bu tavsiyelerini hayata geçirmek için ecdadımız “Ahilik Teşkilatını” kurmuş ve bir yardımlaşma kurumu oluşturmuşlardır. Bu teşkilat hem ahlak v ve ibadet hem de sanat eğitimi vermekteydi. Kendine has temel prensipler oluşturmuşlar, bu ahlâkî prensiplerin hayata geçmesine çalışmışlardır. Toplumda uyacakları kuralları şöyle özetlemişlerdir. 1. İslam kardeşliğini korumaya çalış. 2. Fütüvvet, yani yiğitlik ve delikanlılığını koru. 3. İnsanları sev ve her insana sevgi ile yaklaş. 4. Herkesin senin gibi eşit haklara sahip olduğunu bil. 5. İş ve ticaret hayatında doğru ve dürüst ol. 6. Ahiliğe sadakatle bağlan ve bu prensipleri asla ihlal etme! Ferdi ve şahsi hayatta uyulması gereken kuralları da şöyle belirlemişlerdir: 1. Elini açık tut: Cömert ve hayırsever ol. 2. Sofranı açık tut: Misafirperver ol. 3. Kapını açık tut: Akraba ve komşularınla görüş. 4. Dilini bağlı tut: Hayırdan başka şey için ağzını açma. 5. Gözünü kapalı tut: Harama bakmaktan koru. 6. Belini bağlı tut: Helalin ile yetin. Peygamberimiz (asv) “Kim Allah için birisin kendisine kardeş edinir de kardeşlik hukukunu korursa Allah cennete onu öyle bir mertebeye çıkarır ki hiç kimse ibadeti ile o makama ulaşamaz” buyurarak kardeşlik hukukunun ne derece Allah katında önemli olduğunu ifade etmiştir. Zira Allah için iman kardeşi olmak kardeşinin iyi yönlerini takdir etmek ve örnek almayı, kusurlarını yalnız ona söyleyerek onu yanlışlardan korumayı ve sıkıntılarını paylaşarak yardımcı olmayı gerekli kılar. Atalarımız bu nedenle Kur’an ve Sünnetin bu isteklerini hayata geçirmek için “Dost acı söyler” “İyi dost kara günde belli olur” demişler ve yardımlaşmayı teşvik etmişlerdir. Herkesin iyi yönlerini örnek almak gerektiğini söyleyerek “Su-i emsal, emsal olmaz” yani kötü örnek, örnek değildir ve ona uyulmaz demişlerdir. Büyük sahabelerden Ebu’d-Derdâ (ra) “Din kardeşinde bir değişiklik meydana gelir de üzerinde bulunduğu hali değişirse de onu terk etme! Çünkü kardeşin bir kere eğrilirse bir kere de doğrulur” demiştir. Herkes yanlış yapabilir. Ancak yanlışta ısrara etmemeli ve yanlışını müdafaa etmemelidir. Gerçek yanlış budur. Peygamberimiz (asv) “Herkes günah işleyebilir, hata edebilir. Hata edenlerin en hayırlısı tövbe eden ve hatâsıdan dönendir” buyurmuşlardır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Civanmert dostunu tehlikede görse de onu terk etmez; onun daha çok yardıma muhtaç olduğunu bilir ve yardımını ondan esirgemez” buyurmaktadır. Nitekim peygamberimiz (asv) kardeşlik bağlarını koparak kimseleri “şerir” yani şerli insan olarak tanımlar. “Allah’ın kullarının şerirleri laf taşıyarak gezen ve dost ve ahbabların aralarını açan kimselerdir” buyurmuşlardır. Ziya Paşa “Âdem ona derler ki garazdan ola salim / Nefsine dahi eyleye icray-ı adâlet” demiştir. Mü’minin ahlakı hoş görülü olmak, iyi örneklere bakmak ve kardeşinin iyi yönlerini görmek, kusurlarını örtmektir. Kusurlarını ortaya koyarak tenkit etmek yerine iyi yönlerini görerek teşvik etmek Müslümanın şanındandır. İslam’da “tenkit yok, tenvir vardır; icbar yok iknâ vardır; imhâ yok, ihyâ vardır.” Bu nedenle Müslümanlığa yakışan cemiyette dostluk ve kardeşliği takviye etmektir. Diama hayırhâh olmalı, dostluk ve kardeşliği takviye etmeliyiz. Bunun yolu da iyilikte yardımlaşmaktan geçmektedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İyilik ve takvada yardımlaşınız, düşmanlıkta ve günahta birbirinize yardım etmeyiniz” (Maide, 5:2) ferman etmiştir. Kusurlu ve hatalı bir kardeşe karşı yumuşaklıkla davranmak gerekir. Yumuşak söz kalbe işlerken sert ve kırıcı sözler muhatabı yanlışını müdafaaya sevk eder. Nitekim peygamberimiz (asv) “Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayınız!” ferman etmişlerdir. Olgun ve akıllı bir mü’min yanlışı düzelteceğim diye kırıcı ve sert davranarak muhatabı müdafaaya sevk etmemelidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde Musa ve Harun’a (as) “Firavuna gidin, çünkü o gerçekten azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin, olur ki öğüt alır veya korkar” (Taha, 20:43–44) buyurarak Firavun gibi azgın birisine dahi yumuşak bir dil kullanmayı tavsiye etmiştir. Peygamberimize hitaben de “Mü’min kullarıma de ki kâfirlere karşı da güzel söz söylesinler. Çünkü sert ve kırıcı sözlerle şeytan aralarına fitne ve fesat sokar. Şüphesiz şeytan insanların apaçık en büyük düşmanıdır” (İsra, 17:53) buyurarak gönül alıcı ve muhataba değer verici şekilde konuşmayı tavsiye etmiştir. Bu nedenle bizler de özellikle mü’minlere yumuşak ve tatlı bir dil kullanmaya ve gönüllerini almaya bakmalıyız. Yunus Emre ne güzel söylemiştir: “Elif koydum ötürü / Pazar yaptım götürü, Yaratılanı hoş gör / Yaratandan ötürü” “Gönül Çalab’ın tahtı / Çalap gönüle baktı, İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise.” “Bir kez gönül yıktın ise / O kıldığın namaz değil, Yetmiş iki millet dahi / Yüzün gözün yumaz değil!” |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Alakalı yorumlar faydalıdır.