25 Ekim 2013 Cuma
NEFSE UYMAMAK
NEFSE UYMAMAK Allah'ü teala (Furkan Suresi 143 ayetinde) mealen "Ey Rasulüm nefsani arzularını kendisine mabud edineni gördün mü, sen mi ona vekil olacaksın" buyurur. Yine Casiye Suresi 23. Ayetinde mealen "Ey Rasulüm heva ve hevesini illah edinen kimseyi gördünmü", buyurulurken. Bu iki ayeti kerimede insanoğlunun kendini cehenneme mahkum eden zaaflarını hatırlatır. Demek ki arzular mihrap ve kıble haline gelince insan zaaflarının putperesti oluyor. Kendisini nefs canavarına teslim eden insanın acıklı akibeti ne hazindir. Hayatını bu şekilde idame ettiren bir insan hayat dediğimiz beşikle mezar arasındaki dar bir koridor yolculuğunu zindan etmekten ve hayatını kendisine kabus etmekten başka ne yapabilir. Dünya hayatı zaman şeridi içerisinde bir sabun köpüğünden farksız olduğuna göre, nefse uyup şu kısacık ömrü ve sonsuz ahiret yaşamını kabule döndürmek niye...? Hz. Mevlana (ks) buyurur: Ey salik... Musa da Firavun da senin varlığında mevcuttur. Bu iki hasmı kendinde aramak gerekri. Vahyin ışığında aydınlan ki, sendeki Musa sendeki Firavuna galip gelsin. Nefsinin hiçbir sözünü kabul etme, zira o mutlaka şerre meyleder. Eğer isteğine cevap verecek olursan cevabın mutlaka menfi olsun Nefse muhalefet etmek onun düzelmesine vesile olacak bir harekettir. Sabırla Allah'ü tealanın emirleri ve nehiyleri istikametinde tahammül göster, eğer sabrın tam olursa rızanda tamamlanır. Kemale erer,e senin yanında her şey güzel olur. Her hareket ve tavrın Allahü Tealaya şükre dönüşür. Allah'ü tealanın sevgisine talip olur. Kişi, kendi nefsinden vazgeçmelidir, nefsinin isteği doğrultusunda hareket ettiği müddetçe ve Allah'ü Tealanın sevgisine talip olmadıkça o kişi bir heves içinde olmaktan öteye geçemez. Ve Allah korusun şirke girmiş olabilir. Kimki gerçekten inandığı davada samimi ise ve o sonunda kurtuluşu istiyorsa, sadece Allahü Tealaya yönelmesi ona teslim olması gerekir, ama bu teslimiyet sadece teslim oldum demekle olmaz. Hz. İsmail'in kurban edilmek için Hz. İbrahim'e teslim oluşu gibi, teslimiyet ve sonra dünya sevgisini bir tarafa atıp, Allahü tealayı zikri, kalbe indirip bir avcının avını aradığı gibi Allah'ü tealanın rızasını aramakla olur. Elbetteki bunlar nefse ağır gelecektir. Elbette ki çeşitli zorluklarla karşılaşacaktır; ama Bediüzzaman'ın dediği gibi (Sait Nursi Hz.) Allah'ü teala ondan razı olsun. "Cennet ucuz değil, Cehennemde lüzumsuz değil". Erişilmesi mümkün olmnay! an derecelere sahip olan Ashabı Kiram (Allahü teala onların hepsinden razı olsun) nefisleri için hoş gelen ve kolay olan yolu bırakıp malları ve canları pahasına Peygamberimiz (s.a.v.)'in yanında yer almışlardır. Ona teslimiyetleri nefsi arzularını benlik ve gururlarını unutturmuştur. Onların tek düşünceleri varndır, Peygamberimiz (s.a.v.)'in izinde yürüyerek Allah'ü Teala'nın rızasını kazanmaktır. Nitekim Hz. Mevlana (ks) da bu konuda "Bu benlik ve gurur bataklığının temizlenmesi için bir mürşidi kamilin himmet ve feyzi zaruridir" buyurur. Kibir, gurur ve övünmek insanın içine çuvaldız gibi saplanır. Kişinin kibirlenmesi, kendisinde gördüğü üstünlüklerden ileri gelir; ancak bir kimse hak bir yola intisap ederse bütün bu fazilet ve üstünlüklerin kesinlikle ve gerçek olarak kendisindeki her şeyin Allah'ü teala tarafından ona emanet olarak verildiğini görür. Allah'ü teala nefsani arzulardan bizi korusun ve bir an bile nefsimizin emrine bırakmasın. Size tamamen düşman olan birini düşünün. Sizin ona dostça yaklaştığınızı anladığı zaman o da size beslediği bütün kötü düşüncelerden vazgeçip dostça yaklaşmaya çalışacaktır; ama insanın, hemde her insanın öyle bir düşmanı var ki, siz, her istedi! ğini yapsanız, o size daha fazla düşmanı var ki, siz, her istediğini yapsanız, o size daha fazla düşmanlık besler, daha fazla zarar vermeye çalışır; ama siz ona düşman olup emirlerine uymazsanız ancak o zaman, o size dost olur ki o da nefistir. Nefsin her istediğini yerine getirenin onun doyumsuz isteklerine cevap vermeye çalışanın, Allah (cc) korusun dünyada da ahirette de sonu hüsrandır. Allah'ım göz açıp yumuncaya kadar bile olsa, bizi nefsimizin elini bırakma.
SURETEN VE SİRETEN İNSAN Allah'ü Teala Rahman sıfatı ile yarattığı mahlukatın hepsine acımıştır, kendisine ibadet etsede etmesede onlara acımış, rızık vernmi şve yaşam hakkı tanımıştır. Akla hayale gelmeyecek sayıda nimetle rızıklandırmıştır. Hz. Nuh (as) dan başlıyan ve Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimize kadar devam eden Peygamberlerden bazılarının duasıyla toplu ceza verilmiştir. Nuh (as) kavmine "Ey milletim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka ilahınız yoktur" (Hud 25) diye tebliğine rağmen kavmi Nuh (as) "Rabbim; Beni ana - babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman sahibi erkekleri ve kadınları bağışla, zalimlerinde ancak helakını artır". (Nuh 28) diye dua eder. Ve Nuh (as)'a bir emi yapması ve iman edenlerle, her hayvandan bir çift alınarak gemiye binmeleri emredilir. "Bunun üzerine biz de gök kapılarını boşanan sularla açtık, yer yüzünde kaynaklar fışkırttık, her iki su belirtilen bir ölçüye göre birlneşti" (Kamer - 11-12) İnananlar Allah'ü Tealanın yardımı ile kurtulurlar, sular çekilir, yeryüzü artık kafirler! den ve küfürden temizlenmiştir. "Yeryüzünde yeni bir millet göründü: Adı Ad idi. Hud (as) peygamber olarak gönderildi, onlarda Allah'ın varlığına birliğine ve Hud (as)'ın Peygamberliğine inanmadılar. Bu kavimde yeryüzünde bizden daha güçlü kim var diyerek büyüklük taslamış ve putları ilan edinmişlerdi. Hud (as)'ın duasıyla kara bir bulut göründü. "Bu ufukta görünen bulut bize yağmur yağdıracak dediler" Hud rüzgarıdır., Rabbimin buyruğu ile (rüzgar) herşeyi yok eder." Dedi. "Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu" (el-Ahkaf 24-25) İnanan kurtulur inanmayan cezasını bulur. İlahi kanundur bu... Ad kavmi inanmadı cezasını buldu ve sonrakilerde ibret oldu. Semud kavmine de Salih (as) Peygamber olarak gönderildi, onlar da isyana kalkıştılar. Allah'ü teala tarafından yaşayan mucize, bir deve gönderilmeine rağmen inanmadılar, deveyi öldürdüler ve yaptıklarının cezasını gördüler. "Sabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi, yaptıkları kendilerine fayda vermedi (Hicr 84). İnananların haricinde yine harabe evlerden başka bir şey kalmamıştı. Hz. İbrahim (as) devrinde komşu ülke Sedum'da bir halk türedi, bu halk inançsızrdı, ahlaksızdı ve hemoseksüellik çoğalmıştı. Sedum halkına Lut (as) Peygamber olarak gönderildi; ama Sedum halkı Lut (as)'ın Peygamberliğini yalanladı ve nihayet onlarda taş ve balçık yağmuruna tutularak cezalandırıldılar. "Üzerlerine taş yağmuru yağdırdık işte bak azapla korkutulanların azabı ne kötüdür" Lut (as) ve bağlıları helaktan kurtulmuştu. Zaten ilahi kanun buydu, inanmayan helak olur, inanan kurtulurdu. Allah'ü Teala bütün Peygamberlerini korumuş, onların her duasını kabul etmiştir. Yukarıda adı geçen Peygamberle de kavimlerinin isyan ve kötülüklerine dayanmayarak onların helakını istemişler ve olmuştur da. Ama, Adem (as)'dan kendisine kadar olan bütün Peygamberlere dahi şefaatçi olacak olan Peygamberimiz (sa.v.) Efendimiz Taif'te uğradığı saldırılar karşısınrda Cebrail (as)'ın gelip kavmi hakkında istediği yapılacağı, hatta Mekke'nin yanındaki dağların Mekke'nin üzerine kapanırcasına birbirine kavuşturabileceği söylenmesine rağmen O (s.a.v.) Hayır ben böylesini istemem... isterim ki Allah (cc) bu müşriklerin sülbünden Allah'a (cc) hiçbi! r şeyi şerik koşmaksızın ibadet edecek bir nesil ortaya çıkarsın" dedi ve sonunda öyle oldu, Taif halkı da sonradan İslam kimliğini kazandı. O günlerde (Taifte iken) Mekke'ye dönmeye çalışırken Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz "Ey Zeyid; Allah (cc) dinin yardımcısı Peygamberinin destekleyicisidir" buyurdu .Ve gerçekten de dünyayı aydınlatan ve kıyamete kadarda sönmeyecek olan bir güneş doğdu; ancak bazı bakıpta görmeyenler vardır ki; onlar bu güneş ışığından faydalanamamışlardır ve faydalanamamaktadırlar. Öyleki; önceki kavimlerin helakına sebep olan şirk, puta tapma, hemoseksüellik, zulüm,...vs gibi büyük günahların işlenmesine rağmen görünürde toplu olarak hiçbir ceza görmemekteler; ama Allah'ü teala (Maide Suresi 60. Ayeti kerimede) mealen "Deki, Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve şeytana tapanlar çıkardığı kimseler işte bunlar yeri (durumu) daha kötü olan bu doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır" buyurarak sureten insan görünümünde ama sireten başka mahluklara çevrilerek verilen cezadan kurtulmak için Allah'ü tealanın emir ve nehiylerine uymakla mümkün olur ki, oda ancak olgun bir mürşidi kamilin elinden tutarak, onun kılavuzluğu eşliğinde olur. Suretende olsa siretende olsa, insanı insan yapan imandır. Yaratılanın en şereflisi olarak yaratılan insan, iman olmaz ise yaratılanın en aşağısıdır. Allah'ü Teala muhafaza buyursun, imanla yaşayıp öbür dünyaya imanlı göçenlerden eylesin...
EDEP Allah'ü teala Kalem suresinde (4. Ayet) "Ve sen elbette yüce bir ahlak üzeresin" buyuruyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz de bu konuda: "Beni Allah terbiye etti, terbiyemi ne güzel yaptı, sonra bana üstün ahlaklı emrederek, affı al, iyiliği emret" buyurmuştur. "Rasulüm, biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiya - 107) ilahi buyruğuyla Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz o güzel ahlakı ile bütün insanlığa da güzel bir örnektir. Edebin en güzelini Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz o güzel ahlakı ile bütün insanılğa da güzel bir örnektir. Edebin en güzelini Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz yaşamıştır. Edebi, peygamberlerden sonra ashab-ı kiram (ra) daha sonra evliyaullah yaşamıştır. "Edep" olarak da tarif edilen tasavvufu kabul eden, o yolda da ilerlemek isteyen mürid, Kur'an ve sünnete göre hareket ederek, her hareketini Kur'an ve Sünnet ölçülerine göre ayarlamalıdır. İlim öğrenmek, farz ve sünnet ibadetleri yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, mairfetullah ile kendisi arasına girecek, o yolda ilerlemesini engelleyecek malayani sözlerden kaçınmak, az yemek, az uyumak, az konuşmak, şöhret, şehvet ve servet gibi nefsin çok istediği şeylerden uzak kalmak, müridin başlıca edeplerindendir. Nefsi kanaat etmeye alıştırmak, halinden şikayet etmemek ve halkı kendi nefsine tercih etmektir. Mürid, güneş gibidir, her şeyin üzerine doğar, toprak gibidir her şey onu çiğner, su gibidir her şey onu içer, ateş gibidir herşey ondan ışık alır. Arkadaşlarına acımak, onlara güzel zan beslemek, onlara öğüt vererek konuşmak kötü insanlarla da arkadaşlık kurmamak müridin edeplerindendir. Allah'ü Tealadan bir dilekte bulunurken edepli olmak, herkesin zahmetine katlanmak, bütün mahlukatı kendi çoluk çocuğu gibi görmek de müridin edeplerindendir. Tasavvufun namazdan, su içmeye kadar, her hareketin bir adabı vardır. Müridin bunlara dikkat etmesi gerekir. Edep ancak kendisine yol gösterecek, kusurlarını, düşük yönlerini, tabiri caiz ise ayak sürçmelerini kendisine anlatacak bir mürşidin önderliğiyle öğrenebilir. Mürid Allah teala'nın sevgisinin tadını tadabilmesi için takvaya önem vermelidir. Bütün işlerini Allah Teala'ya ısmarlayıp O'na tevekkül etmelidir ki, O'na muhalefetten kurtulabilsin. İnsanların ezasına karşı sabırlı olmalı, onları affetmesini bilmeli, onların ayıplarını örtmelidir. Mü'minin kalbine Allah Teala'dan başkası girmemeli, kalbini O'ndan başkasına açmamalı, O'nu zikretmeli, O'nu tefekkür etmelidir. Ariflerden biri buyurur ki: "Kalbinde Allah (cc) olanın her iki dünyada yardımcısı Allah (cc)dır. Kalbinde Allah'dan (cc) başkası olanın, o şey her iki dünyada da onun düşmanıdır. Mürid, başta tebliğ olmak üzere, Allah Teala'nın rızasını düşünerek çevresiyle ilişkisini kesmemeli. Her yarağıta karşı dinin kurallarına göre davrarkamıb Ahmed Ruafi (ks) Hazretleri, bir gezisi esnasında çocukların döverek kovaladıkları yaralı bir köpeği çocukların elinden alır, kırkgün tedavi eder, bırakır. Çevreden "neden böyle şeylerle uğranşıyorsun?" diyenlere "Huzuru ilahide bana sorarsa cevabını veremem diye tedavisi için uğraştım" der. Başta evliyaullahın önde gelenleri olmak üzere tasavvuf ehli, yaradılanı Yaradan'dan dolayı severler. Yaradılanın nefesi sayısınca olan Allah Teala'ya gidiş yolundan birisine girmekten başka düşünceleri olmamıştır. Sadecek endileri için Allah Teala'dan bir talepte bulunmaktan haya ederler. Ya Rabbel'alemin! Bizleri Peygamber (s.a.v.) Efendimizin edebi ile edeplendir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Öne Çıkan Yayın
Esmaul husnadan anladiklarimiz
Esmaul husnadan anladiklarimiz ne kadardır bi soralim kendimize oysa rabbimizi tanimanin o nun fiil ve uzerimizdeki tasarrufunu bilmenin...
-
BİR TARTIŞMA Tartışanlar; ruh, nefis ve akıl. Nefis ruha sordu: “Sen kimsin?”...
-
Allah'ın İnsanlara Yakınlığı ile ilgili ayetler... Her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Yüce Allah'a daha yakın olma düşüncesi h...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Alakalı yorumlar faydalıdır.